Korsanidea

İnsan komplekslerini ortadan kaldırabilmek adına kendini hırpalamaktansa, onlarla yaşamayı öğrenmeli; çünkü kompleksler onun hal ve hareketlerine yön veren gayet meşru güçlerdir.

Silver Double Rectangle Frame

Daha gidilecek çok yolum var diyerek çıktığım bu yolda, okurlarımla birlikte yürümeliyim dedim ve buraya geldim. Siz de benimle gelir misiniz ?

Tanışalım. Otuzun öncesinde, yirminin sonrasında, fazlaca düşünen, düşünebilmeyi hem bir nimet, hemde bir ceza olarak nitelendiren, ironu sevmeyen ama aynı zamanda ironi besleyen bir kimlik.

Ne yapacağız? Çok okuyup çok yazacağız, hem gülüp hem ağlayacağız ama sonunda düşüncelerin doğrusunu bulmaya çalışacağız. Bunu birlikte başaracağız.

Silver Double Rectangle Frame
Outline Button

bize katıl

Özgür mü diyorsun kendine?

Sana hükmeden düşünceni anlat, duymak isterim.Bazı sırlar vardır, dostlara anlatılacak. Bazı sırlar vardır, dostlara bile anlatılmayacak. Bazı sırlar vardır, kendimize bile açıklanmayacak!

KOPYALAMA KARAKTERLER


Doğumla başlayan bu yolculuk, hem fiziksel hem de zihinsel olarak seyreder. Şimdilik 4 temel alanda incelendiğini biliyoruz: Fiziksel, Sosyal-Duygusal, Bilişsel ve Kişilik Gelişimi. Freud kişilik gelişiminin 18 yaşına kadar tamamlanmış olduğunu savunur. Bizim konu alacağımız kısım ise gelişimini tamamlamış saydığımız ama aslında pek de öyle olmayanlar, ya da benim "kopyalama karakter" diye adlandırdığım kısım.

Erken yaşlarda başlayan bu serüvende etkili olan unsurlardan bahsedelim: Aile, sosyal çevre, yaşam tarzı, eğitim hayatı. Bunlar akla ilk gelen unsurlar olur. Aileyle başlayan bu gelişim, kendini bir yerlere koyma isteğiyle devam eder. Kişi her zaman kendince belli bir olgunluğa ulaşacağını düşünecektir, artık ailesinden bağımsız olarak kişilik özellikleri göstereceğini düşünecektir. Pasif ve Aktif kavramları kullanarak toplumda kendine bir yer oluşturduğunu düşünecektir. Bu kısımda, pasif olmak çok fazla düşündürmeyecektir çünkü tam da anlamına uygun kendini pasif olarak adlandırıp kendi karakter analizi üzerine çok fazla düşünmeyecektir. Yaşamının belki de tamamına sürüklenerek yaşama olgusunu kabul edecektir. Gelelim kendini "Aktif" olarak tanımlayanlara. Bu aktif kişilikli kişiler hiçbir zaman tamamen gelişmiş olarak tanımlanmayacaktır, her zaman bir gelişme örneği gösterecektir. Kendini sürekli daha da yükseğe koymak isteyecektir.

İnsan diyor, hepsi iyi hoş da bunları yaparken kendi potansiyelinden ne kadar yararlanıyorsun, kendini ne kadar tanıyorsun, neleri ne derece yapacağını nereden biliyorsun? Bir dün bir sohbet ortamında duyduğun bir karakter analizi esnasında ne kadar etkileniyorsun, sırf hoşuna gittiği için "ben de böyle yapayım" diyorsun. Bu kısımda işte kendinden oldukça eminliğin söz konusu olmuyor, senin takma bir karaktere büründüğün, aslında o bahsedilen kişilik kazanımını tamamlayamadığın ortaya çıkıyor. Etraftaki tecrübelerden yararlanmayacak mıyız? Kendin söylemişsin, sosyal çevre bu konuda etkili diye. Dediğinizi duyar gibiyim. Bahsettiğim o değil sevgili okur, kendinizle bağdaştırmaya çalıştığınız, aslında hiç de sizde olmayan, üzerinizde durmayan davranışlardan bahsediyorum. Olmadığınız gibi davranmaktan söz ediyorum.

Bu durumda önce insan kendini tanımalı: İlgi alanlarını, nelere üzerine eğileceğini, hangi kitapları okuyacağını, hangi filmleri izleyeceğini, hatta hangi müzikleri dinleyeceğini. Bir şeylerden hayatınız için pay çıkarırken önceliğiniz önce kendiniz olmalısınız, başkalarından beğenip kendinize kopyalayacaklarınız değil. "L" beden giyen bir insanın "XS" bedene sığmaya çalışması gibi bir şeyden bahsediyorum. İlham almakta da tabii ki yarar var, ama yine aynı yere gelecek konu: İlham aldığınız ve ne konuda ilham alacağınıza da dikkat etmelisiniz. Yine kendinize yakışacak kişilik yansımaları olmalı bunlar, ki yeri geldiğinde birilerinin karşısına geçtiğinde kendinden emin, net çizgileriniz olsun.

Benim amacım tamamen toplumda gayet aklı yerinde insanlar olması, sürüklenerek yaşamamak, kendi sağlam fikirleriniz ve düşüncelere sahip olmanız, birilerinden olumsuz etkilenerek çizginizin dışına çıktığınızda bir de "bu böyle olmamalıydı, böyle davranmam doğru olmamış" diye düşünmek zorunda kalmamanız. Özellikle kadınlar için söyleyebilirim ki dik duruşunuz olması, özgüven sahibi olmanız, net davranışlar sergilemeniz, günümüz şartlarında lehinize olacaktır. Sizi olduğundan hep daha yukarı taşıyacaktır. Arkanıza kimseyi almanıza gerek kalmayacaktır. Tek başınıza, "benim bir duruşum var" diyebilmek, insanın kendine yapacağı en iyi şeylerden biridir.

Bahsettiğimiz maddi özgürlük bir yana, manevi özgürlük. Vakti zamanında hepimiz bu davranışları benimsedik, ben de dahil, ama baktığımda aslında olması gereken kendini tanımak olduğunu, kopyalama karakterlerin insanları sadece bir yere götürüp orada bıraktığını, tecrübeyle sabit söyleyebilirim. Manevi olarak yolda kalmayın, sağlam karakteriniz, net çizgileriniz, birilerinin deyişiyle kimliğiniz hep cebinizde olsun.


Sevgiler...


AĞLAR MIYIM? AĞLARIM.


Palyaço söyledi, ben yazdım. Yazmasam ağlayacaktım, herkes ağlarmış. Biraz ben de ağladım.

Sırf bu yüzden mi ağladım demiş şair. Evet, biz de ağlamalıyız diye devam edeceğim. Gülmek kadar ağlamak da

kabul gören bir duygu olmalı toplumumuzda. Ağlamak güçsüzlüktür, erkekler ağlamaz denir. Ağlarken çirkin

olursun, ağlamak ayıptır gibi benzetmeler yapılır. Ama güçlü olan her insan ağlamalı, ya da gücü içinde arayan

herkes ağlamalı. Hem bir bilgiye göre gülmek omurgaya yürümek ya da ayakta durmaktan daha fazla yük

bindiriyormuş. Sanki sırıtmızda yeterince yükler yokmuş gibi.


Aman ha, gülmeyin demiyorum. Siz yine kahkahalar içinde, zaman mekan cinsiyet fark etmeden sıkça gülün

demeye çalışıyorum. Artık ağlamayı da gülmek gibi normalleştirmemiz gerek. Size güzel bir örnek vermem

gerekirse, hayatımı en etkili ve değişimi aşırı destekleyen kararlarımı günümü hıçkıra hıçkıra ağlayarak geçirdiğim

günlerde verdim. Daha dik durmama sebebiyet veren zamanlar oldu benim için. Ağlama bittikten sonraki

beynime giden endorfin salınım sinyali muhteşemdi, diyebilirim.




Ağlamayı sadece mutsuzluk belirtisi olarak görmemelisiniz. Tavsiyem o ki, terapinin en temel parçalarından biridir. Bunu kullanın. O anki iç yanmalarının, kalp sıkışmalarının, gelen tüm yüz kızarıklarının her şeyi daha da berbat edecek düşüncesinin ayrıca can sıkıcı olduğunu biliyorum. Sıkça ağlayan biri olarak, bu da güce güç katıyor diyebilirim. Her şeyin daha az farkında olduğum zamanlarda, ben de her şeye çok çabuk ağlıyorum. Ne kadar da ağlak biriyim! İnsanın ruhunu emerim ben diye düşünürdüm. Hayır, içe dönüyoruz arkadaşlar, kendi içimize dönüyoruz. Bizim yaşadığımız duygular kimseyi ilgilendirmiyor. Duymak, dinlemek isteyen insanların derhal uzaklaşmalarını rica edin. Kendi kendinizi dinleyin. Önemli olan her zaman sizsiniz. Kendi duygularınızın sorumlusu sizsiniz.


Her bitiş bir başlangıç getirir derken hiç de yalan söylenmemiş. Ağlamak da buna dahil bir kapatma dönemine sokuyor insanı. Ağlayarak defter kapatıyorsunuz gibi düşünün. Bu tören bittikten sonra emin olun daha fazla gülmeye alanınız olacak. Bırakın gözyaşlarınız özgürce kanallarından insin.


Sevgiler...



Outline Button

ana sayfa

Outline Button

ELALEM NE DER ?



Bizim kültürümüzde "el alem" diye bir merci olduğunu söyleyebiliriz. Bu merci, birçok fikre sahip olduğunu düşünerek, soran oluyormuş gibi değişik isimlerle anılabilir: konu komşu, mahalleli, millet, insanlar, etraf, namus bekçileri gibi. Ancak sonuç olarak ortaya çıkan şey her zaman aynı olur: bireyin kendisini içermeyen bir öbek. Bu yersiz "el alem", bireyin mutluluğunu, özgürlüğünü, başarısını, duygularını ve fiziksel aktivitelerini kısıtlar. Kısıtlama, sınırların daraltıldığı bir durumu ifade eder.


Soru şu kişi kendi sınırlarını kendisi çizmesi gerekirken, neden bu başka merci tarafından çiziliyor? Ya da hadi diyelim sınırlarımızı belirledik, bunu başka birilerine tartma hakkı nereden doğuyor? Birine fikir vermek için izin verirken, sormadan fikir beyan eden bir güruh nereden çıkıyor?


Mutluluğumuzun kısıtlanması demiştik. Nasıl kısıtlar bu "el alem" bu mutluluğu? Sorusunun cevabı çok basit: Sizi mutlu eden şeyler, onları rahatsız ettiğinde boyun eğerseniz, siz de onlar gibi mutsuz, kendi için isteklerine ulaşamayan biri olacaksınız. Sizi mutlu eden şeylerin peşinden koşmanızı tavsiye ederim. Yola çıkmak bile mutlu edecekken, sonuna ulaşmanın hazzı ise kendinizi gezegenin en mutlu insanı hissetmenizi sağlayacaktır. Bırakın konuşsunlar.


Özgürlüğünüzden devam edelim. Gitme, bakma, konuşma, gülme, düşünme, giyme gibi kısıtlamalar duyacaksınız. Gidin, bakın, konuşun, gülün, düşünün ve giyinin. Bir süre sonra pes edeceklerdir.


Başarıya gelirsek, kimse sizin geleceğinize karar veremez, sadece fikir verebilir. Ancak bunu kabul ederseniz. Dayatmalara ve ısrarlara rağmen, kendi istekleriniz doğrultusunda başarı yoluna tırmanırsanız, sorumluluğu size ait olan bir sonla karşılaşacaksınız. Sonuç ne olursa olsun, "geldim ve gördüm" diyebilmelisiniz. Hata da olsa, sonunda sorumluluğu size ait olduğundan, baskıdan etkilenmeyeceksiniz, gerekirse tekrar yola koyulacaksınız. Başkasının size sunduğu başarı sizi mutsuz edecekse, o başarı eksik bir başarı olacaktır ve tam anlamıyla yeri hiç dolmayacaktır.


Fiziksel isteklerinize gelince, yine tamamen sizi ilgilendiren bir konu. Küçük bir örnek olarak, toplumumuzda dövmeli insanlara bahsettiğim güruh sürekli ikinci sınıf insan muamelesi yapar, ayıplayarak bakar. Ayıbın gerçek anlamını bilmeden, neden utandırır sizi birinin vücuduna işlenmiş olan mürekkep?

Utanacaksınız. Bunu böyle neden düşünüyorum kişinin kendi hakkına nasıl taciz ederim diye oturup da kendinize utanın. Fesattır dedikoducuların ilahı olmuştur, kalbi katran kaplı kötülük abidesidir. Size bu soruyu yöneltirler: "Neden yaptırdın ki?" Günah, ayıp tam da sana soran oldu mu demelik bir soru bu. Değin mutlaka bu cevabı verin bu soruya. Zamanla bu cevaplar çoğaldıkça, belki sormaları gereken cevaplarıyla ne yapacaklarını bilmedikleri sorular sormayı bırakırlar.


İçinizde az olsa da "el alem" ne der korkusu varsa, olması gayet mümkün ve normal. Aynı toplumun insanlarıyız, lütfen bir an önce yıkın bunu. Bu soruya bir duvar örün ve asla o duvarı aşmasın. Mutluluğu kendi içimizde arayarak yaşayın. Evimize girip ellerimize bakın, sizinle dışarıdan gelen ne var? Kir dışında...


Sevgiler


İLETİŞİM ADRESLERİMİZ

email icon
chat bubble icon whatsapp

korsanidea@gmail.com

korsanidea@hotmail.com

korsanidea@null.net

korsanidea@mail.com

SOSYAL MEDYA ADRESLERİMİZ

Simple Instagram Icon
Twitter Logo
Simple Facebook Icon

"Yazılarımızın fikri mülkiyet haklarına saygı duyulması önemlidir. Bu platformda paylaştığımız düşüncelerin telif hakları bizlere aittir. Yazılarımızın izinsiz kopyalanması veya kullanılması durumunda yasal haklarınızı korumak için gerekli adımları atacağımızı belirtmek isteriz."